Kazdağı Sarıkız Efsanesi

Bu bir batıl hikaye değil, masal hiç değil. Rehberimiz Hüseyin Abi (Yetiştirici) de masalcı amca değil. Gönlünü, ömrünü Kazdağı’na vermiş, sevdalanmış biri O. Saygısı, hürmeti her kelimesinde, gözündeki heyecanda, sesindeki coşkuda belli. İki Kadın Anadoluda turumuzun son durağı Sarıkız Tepesi’nde o coşku doldu doldu taştı sanki.

İda dağı, İslamiyetten sonra Kazdağı ismini almış. Sebebi de kuşaklar boyu anlatılan kaz çobanı Sarıkız’ın efsanesi. Bu kadın evliyayı, rehberimiz Hüseyin Yetiştirici’den dinlediğimiz şekliyle aktarıyorum. 

Kaz Çobanı

Ayvacık’ın bir köyünde dünyaya gelir. Doğumda annesi vefat eder. Babası fakir, gariban. Kızını alır Güre köyüne göç eder. Ağanın yanında çobanlık yapmaya başlar. Yöre halkı gibi yazı yaylalarda, kışı Kavurmacılar obasında geçirirler. Kızı ergenlik çağına gelince geleneğe göre, aklı şeytanlığa çalışmasın, yediği ekmeği hakedecek meşguliyet olsun diye on kadar kaz verir. Kısa zamanda çoğalır, yüzlerce olur.

Büyür, dünya güzeli bir kız olur. Boylu, poslu, endamlı. Haliyle kısmetleri artar, çöp çatanlar sıklıkla gelip gider. Köyün gençleri etrafında dolanırlar. Bu esnada baba hacca gider. O zamanın ulaşımıyla aylarca süren yolculuk yüzünden Sarıkız yalnız kalır. Dünürcüleri uzak tutmak için evlenmek istemediğini duyurur ve herkesi reddeder.

Başlar sıkıntılar. Ulaşamadığı ciğere mundar diyen halk dedikodu üretir. Yalanlar, iftiralar yayılır. Yetinmezler toplumdan dışlarlar. Hacdan dönen babayı adam yerine koymazlar. Çayı, kahvesi içilmez, sözü sohbeti dinlenmez olur. Bu cezayla yetinmeyen toplum iştahlanır, ağaları, beyleri, ihtiyar heyeti toplanır ve “Bu kız senin evine yaramaz. Bizim köyümüze de yaramaz. Sen bu işi hallet” derler. Bugüne uzanan ağır töredir işte bu.

Neden Sarıkız Deniyor?

Kulağını çekmeye kıyamadığı kızına o cezayı nasıl uygulayacağını bilemeyen baba merhametli davranır. Sarıkız’ı dağa çıkarıp, orada bırakmaya karar verir. Köyden çıkarken delikanlılar ağır hakaretlere devam eder. Öte beri ve yumurta atarlar. Kızın üstü başı sapsarı olur. Belki sarıkız denmesinin nedeni budur. Haketmediği bu ağır hakaretleri kaldıramayan Sarıkız, ağzından beddua kaçırır “Sularınız soğuk, kızlarınız kavruk olsun” der. Kızını dağda bırakan baba köye döner. Vicdan azabı çok üzer, köyün delisi gibi meczup yaşamaya başlar.

Sarıkız Dağda Yaşamayı başarır!

Hayatta kalır. Bir erkeğin bile beceremeyeceği bu işin üstesinden gelmesi keramet, ilahi güçler vasıtasıyla diye inanmaya başlarlar. Başı sıkışan O’na gider. Kendisine kötülük etmiş köylülere bile yardım eder. Siste karda kaybolana, aç kalana, yatacak yer bulamayana derman olur. Bu hikayeler dilden dile dolaşırken, babanın kulağına gider. Kızını merak ederek dağ yolunu tutar. Patikaları, keçi yollarını takip ederek bir tepeye varır. Etrafa bakınmaya başlar. Peşinde kazlarıyla kızı çıkar gelir. Birbirlerine kavuşurlar.

Terli ve yorgundur, su ister. Dağın tepesinde su yoktur. Ama Sarıkız, göz açıp kapayıncaya kadar su getirir. Elini yüzünü yıkayan baba dur demeye kalmadan ağzına götürür, bakar ki su tuzludur. Çünkü, denizden alıvermiştir. Sarıkız, bir kolunu uzatır 2 km ötedeki soğuk pınarlardan içme suyunu alır, babasının susuzluğunu giderir. Bu gördüklerine şaşırsa da kızının yüksek mertebede olduğunu, bir evliya olduğunu anlar. Yaptıklarından dolayı af dileyemez, özür dileyemez, aklını yitirir, bağıra çağıra aşağıya doğru yürür kaybolur gider.

Sarıkız Türbesi

O gece dağda sis, tufan olur. Ertesi gün hava düzeldiğinde çobanlar babanın cesedini bir dağda, Sarıkız’ın cansız bedenini de bugün ismi Sarıkız Türbesi olan tepede bulurlar.

Vefa borcunu ödemek isteyen halk türbe oluşturur. O gün bugündür ağustos ayının üçüncü haftasında 10 gün burada kalırlar. Sarıkız’a dilek dilerler. Şükran ve minnetlerini ifade ederler. 600 yıldır huzur bulmuş halde köylerine geri dönerler. Gerçekleşen dilekleri için taşları üst üste koyar işaretlerini bırakırlar. 

Neden Kaz Figürü?

Anadolu’da önemli ve değerlidir. Altı bin fit yüksekten uçarak gücü, kuzeyden güneye göç ederken birikimleriyle bilgeliği sembolize eder. Ayakları üç parmaklıdır ve “eline, beline, diline sahip olma” felsefesini anlatır. 

Hüseyin abi efsaneyi anlatmaya başlarken uyarmıştı. Masal gibi aktarılırsa üzülürüm demişti. Biz Banu ile masal gibi dinlemedik zaten. Yazarken hakkını verdiğimi umarım. Sözlerini bitirirken “Birlik beraberlik halinde yaşamamızı sağlaması gereken kültürümüzdür, inançsal ritüellerdir. Şenlik değildir, festival değildir.” diyerek Kazdağı adına teşekkür etmişti. Ben de Kazdağı’na teşekkür ediyorum.

Armağan

Ekim 2018

 

Not: Bazı insanlar çöp atıyormuş, sigara içip izmaritleri saçıyorlarmış. Siz değilsiniz biliyorum. Teşekkürler.

Share:

Bir cevap yazın