Güney İtalya’da Barok Lecce

İtalya haritasının topuğundaki Lecce’yi çok etkileyici buldum. Yarım gün yetmedi. Bir daha gidersem üç dört gün kalmak, sokaklarında dolaşmak, duvarlarda kalmış fısıltıları duymak isterim. Şehrin bir kaç kapısı var. Biz Porta Napoli kapısından içeri girdik. Görkemli sokaklarında dolaşmaya başladık.

Dünyanın önemli tarihi kentlerinden Lecce’yi yerel rehberimiz Benedetto Perrone (instagram.com/BenedettoPerrone) sayesinde daha iyi anladık.

Güneyin Floransa’sı ya da Güneyin Roma’sı olarak adlandırılan, barok(*) tarzında bir kent. Bir meydanı var Piazza Del Duomo. Büyük katedral orada. 1100’lü yıllarda yapılmış. Büyük çan ise 1600’lerde. Katedral, ruhban okulu, çan ve başpiskoposun evi orada bulunuyor. Katedralin önemli bir özelliği, iki girişinin olması. Meydana bakan büyük giriş, turistleri çekiyor doğal olarak. Tarihte de şov amaçlı yapılmış. Barok tarzı bezenmiş ve şaşaalı olduğundan ana girişin burası olduğu sanılıyor. Ben de öyle düşünmüştüm. Rehber ile gezmenin faydası işte burada.

 

Katedralin sırları

Oysa katedralin iki girişi var. Ve ana giriş, katedralin yanında, yine meydanda ama yan tarafta, Başpiskoposun evine bakıyor. Lecce’deki katolik kilisenin başpiskoposu kendisi. Ciddi bir temsiliyet ve görevi var. Evinden çıkıp, direkt olarak katedrale ulaşması kolay oluyormuş. Diğerine göre oldukça sade görünümlü fakat simge ve semboller barındıran bir kapı, orijinali değil. Papa 2. Jean Paul geldiğinde yapılmış. Kapının üzerinde İsa Peygamber, ay ve güneşi temsil eder halde işlenmiş. Güneş ve ay sembolleri belirgin. Altındaki figürler, gerek Osmanlı’nın Otranto seferinde, gerek Arap akınlarında katedral içinde kılıçtan geçirilen insanları anlatıyor. Savaşlar acımasız, hep acımasız!

 

Katedrale girip, kapıya tekrar baktık. Ay ve güneş, doğal ışığın içlerinden geçmesi nedeniyle hemen fark ediliyordu.

Bina, yöreden çıkan taşlarla inşa edilmiş. Açık renkli, kolay işlenebilen, kolay şekil alan özelliği ile tercih edilmiş. Taşların içinde deniz kabukları var. Çünkü, çok eski çağlarda bu coğrafya tamamen deniz dibiymiş. Alttaki resimde midye kabuklarının incecik silüetlerini gördünüz mü? Dikkatle ve yakından bakarsanız binaya, bu mideyelere çok rastlarsınız. Maalesef bir handikabı var, içindeki tuz yağmur, güneş ve rüzgarla eriyip, taşın ufalanmasına neden oluyor. Hemen olmuyor tabi ama yavaş yavaş kemiriyor. Korumak da mümkün değilmiş. Bilim adamları çalışmalar yapıyormuş ama kesinleşen bir yöntem henüz bulunamamış. Şu an ellerinden gelen, çok problemli taşları değiştirmekmiş.

Antik Anfitiyatro

Lecce’nin en eski antik varlıklarından sayılıyor. Piazza Sant’Oronzo’da yer alıyor. Keşfi öyle çok uzun yıllara gitmiyor. İtalya Bankası inşaatı kazıları sırasında farkedilmiş. Döneminin büyük eserlerinden. Hayvan gösterileri, sirk ve dövüş müsabakaları yapılıyormuş. Arena gibi.

Kulisler ve sahneye çıkacakların girişleri ayrı ayrı. İnsanların, hayvanların kapıları ayrılmış. Ayrıca, imparator ve yakınlarının oturacağı yer, senato üyelerinin, asillerin, halkın oturacağı yerler belli ve sırasıyla en mühimler sahneye yakın, halk sahneye uzak. Sınıfsal ayrımlar her çağda karşımıza çıkıyor.

Roma dönemine ait, Lecce’deki en eski kalıntılar bunlar. Hala yer altında, daha doğrusu şehir bu kalıntılar üzerine kurulmuş. Meydanlara yapılmış camlı vitrinler sayesinde yer altındaki kalıntıları görmeniz mümkün.

Meyve Figürleri

Heykeller, kapı bezemeleri ve süslemelerde en çok kullandıkları figür meyve. Az bulunan değerli olur ya, o nedenle. Çok eskiden Lecce civarında meyve yetişmezmiş ya da az yetişirmiş. Pahalı olan meyveyi de zenginler tüketebilirmiş. Hal böyle olunca, nadide sayılmış ve nakşedilmesi kaçınılmaz olmuş.

Patria Palace Hotel

Burası Lecce’nin en lüks oteli. Bir sarayı model alarak inşa edildiği için ismi de saray olmuş. Ufak bir meydanda, tarihi bir binaya bakıyor. Yani manzarası da öyle böyle değil. Fiyatını bilmiyorum. İsteyen, cesareti olan sorsun.

Osteria Della Divina Provvidenza

Harika bir restoran. Yemekler de öyle, eğlencesi de. Biz İAL85 (İzmir Atatürk Lisesi 85) mezunları ve eşleriyle kalabalık gruptuk, coştuk, eğlendik, kafaları boşalttık. Hatta bana sorarsanız sahne alan grup da bizimle birlikte eğlendi diyebilirim. Merak edenler için linki ekliyorum. https://www.tripadvisor.com.tr/Restaurant_Review-g194791-d1730277-Reviews-Osteria_Della_Divina_Provvidenza-Lecce_Province_of_Lecce_Puglia.html

Çarşı pazar

Lecce sokaklarında, kendine has tasarımlar bulacağınız çok hoş dükkanlar var. Söz konusu İtalya olunca, tasarımın sokağa inmesi ve yaygınlaşması doğal tabi. Bir yüzük aldım. Kocaman, metal bir gül şeklinde. Severek takıyordum ki, arkadaşım parmağımdan çıkarıp, kendine takıverdi. Kızmak mı, hayır 🙂 Canım Elgiz (Henden), çok sevdiğim dostumdur, yüzük benden çok O’na yakıştı…

Bu adamlar neden böyle bakıyor?

Rehberin kuyruğunda kültür aşkıyla oradan oraya gidiyoruz, merakla ve istekle. Akşam olmuş, yemek saati yaklaşmış. Acıktığımızı biz farketmemişiz ama farkedenler olmuş. “Hadi artık” der gibi bakan bu adamları tanıdınız mı 🙂

Güney İtalya’ya bayıldım. Sakin, zeytin ağaçlı, lezzetli bir yer. Tavsiye ederim.

Gezmek güzel şey, bavulum hep hazır olsun, ben hep yolda olayım…

Sevgiyle,

Armağan

Nisan 2018

(*) Barok Nedir?

Portekizceden
ad
Avrupa’da XVI. yüzyılın sonlarında başlayıp XVIII. yüzyılın ortalarına değin süren, güzel sanatlarda şaşırtmayı, görkemi ve göz kamaştırıcılığı yeğleyen bir sanat biçemi; özellikle mimaride, plastik sanatlarda, müzikte bu biçemle büyük yapıtlar ortaya konmuştur.
Share:

Bir cevap yazın