Hısnı Keyfa yani “Güzel Kaya” diyarı burası. Batman iline bağlı, yıllarca sular altında kalıp kalmayacağı üzerine haberler dinlediğimiz şehir. Tarih boyu çeşitli uygarlıkların evsahibi, Artuklu Beyliğinin görkemli başkenti. Dicle nehrinin iki yakası. Taşlara oyulmuş antik kentin mirası. Korunaklı lokasyonu, kolay şekillenen kayalar nedeniyle uzun dönemler yaşam merkezi.
Biraz önce “Sular altında kalıp kalmayacağı” diye yazıvermek ne kadar kolay, farkedince elim titredi. Uzaktan aldığımız haberlerle bir jargona, kendimi daha acımasız eleştirirsem bir slogana dönüşen Büyük Bir Dram bu aslında! Şimdi bu dramın dönüşümünü anlatayım size!

Küçük bir Çocuk
Caminin bahçesinde, minarenin gölgesinde, dar sokaklarda oyun oynayan. Uzak şehirlerden ziyaretçiler geldiğinde ellerini arkasında kavuşturup, rehberlerin izinden ayrılmayan, hatta bildiklerini onlara aktarmaya çalışan cin gibi akıllı, ciddiyetle işini yapan bir oğlan çocuğu. O devir ülkede siyaseten yine zor günler yaşanıyor. Ama iletişim bu kadar hızlı değil, belki havadisler geriden geliyor. Ataları kayalara oyulmuş şehirde yaşarken, demişler ki buralar sit alanı, “sizin evlerin yerini değiştireceğiz, şehri aşağıya kuracağız”. Emir demiri kesmiş, halk Dicle’nin kenarına gösterilen yerlere göçmüş, evini barkını taşımış, yeni hayatlar kurmuş.
Zaman gelmiş, baraj yapılmaya başlanmış Dicle üzerine. Su tutmaya başlayınca Hasankeyf sular altında kalacak, taşınmanız lazım demişler bu kez. Yaşı biraz büyük olanlar “Hasankeyf sular altında kalmasın” protestolarını hatırlayacaktır. Yukarıda dediğim gibi tam içselleştiremediğimiz, uzaktan tam hissedemediğimiz üzüntüler. Gerçi, herhangi bir dramın, içselleştirecek kadar ömrü oluyor mu? Dram üzerine dram ekleniyor çünkü!

O çocuk, sokaklarında oynadığı şehrin taşındığını, mahallesinin değişimini görür, birebir yaşar. Ama rüyalarında taşınamaz. O minare gölgesinde, o dar sokakta oynadığını unutamaz. Unutulur mu? Unutamaz ama yaşamını üzüntü üzerine de kurmaz. En zor olanı yapar, acının içinden taptaze umutlarını çıkartır, onları yeşertir, büyütür. Anadolu’nun bu insan hikayeleri insanı derinden etkiliyor. Karanlık anlarda sönmeyen mum ışığına dönüşüyor.
Zeynel Bey Türbesi (Kümbeti)
15.yüzyıldan kalan Zeynel Bey Türbesi tek parça olarak, tekerlekli bir düzenek üzerine alınarak taşınmış. Üzerindeki çiniler gerek desen, gerekse renk olarak Özbekistan ve Selçuklu eserlerini andırıyor. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan Otlukbeli Savaşı’nda ölen oğlu Zeynel Bey için yaptırmış. (1473)
Hasankeyf Müzesi
Çok güzel ve keyifle gezeceğinizi düşünüyorum. Müze bir kompleks içinde yer alıyor ama geniş beton alanlar, boş dükkanlarla çevresi gayet ruhsuz diyebilirim. Tarihin çeşitli katmanlarından eserler, seramik kaplar, zarif tasarımlı takılar ve Artuklu Sarayının başmühendisi El Cezeri’nin çağının ilerisinde icatlarını göreceksiniz. Dörtlü kilit mekanizması, saray tipi kan alma teknesi, müzisyenli su saati, maymunlu mum saati, su pompası ve düdük çalan iki kefeli müzik aletini biraz şaşkın biraz hayran izleyeceksiniz.

Müzisyenli Su Saati
Er Rızk Cami
15. yüzyılda Eyyubi Sultanı Sultan Süleyman yaptırmış. Er Rızk, Rızık Veren Allah anlamını taşıyor. Gayet iyi korunmuş, çok güzel minaresi var. Halka halka sökülüp, yeni yerinde tekrar monte edilmiş. Taş işçiliği, kufi yazıları, kapı üzerinde Allah’ın 99 isminin işlendiği tak, geniş avlusu ile huzur veren bir yer. Burada insan uzun saatler geçirebilir.

Hasankeyf Mağaraları – Kale
İşte bu bölgeye en az yarım gün ayrılmalı. Kapadokya gibi ama değil, Urfa mağaraları gibi işlevsel ama farklı. Yeni Hasankeyf’in karşı kıyısına güzel bir araba yolu var. Burası ören yeri, giriş kapısından Dicle’ye doğru inen çakıllı geniş yürüme yolu yapmışlar. Geniş bir vadi tabanı gibi düşünün. Sağınızda ve solunuzda mağaralar olan kayalar arasından ilerliyorsunuz. Çok çok etkileyici. Öyle dar ve kasvetli sanmayın. Geniş ve açık bir yol. Burada geceleyin gökyüzü kimbilir nasıl güzeldir. Dicle’ye vardığınızda meclis binası, sağınızda darphane var. Sağdaki yürüme parkuruna sapınca konut olan mağaralara, sola saparsanız kaleye gidiyorsunuz. Bizim vaktimiz sınırlıydı Dicle’ye ce-eee yaptık döndük. Bu bana bir ömür yeter.

Hasankeyf, tek başına bir rota olarak ele alınacak tarihi bölgelerden biri. Biz Diyarbakır gezimize adapte ettik ama Batman ve Hasankeyf özelinde ayrı bir turu hakediyor. Tourjuva’ya ilettik bu düşüncemizi.


Hasankeyf, etkileyici olduğu kadar mütevazı ve olgun bir kent. Dicle, suyu narin akan bir nehir. Fırat gibi değil. Baharda daha coşkun olacaktır mutlaka ama genelde nazik diyebilirim. Her taş yerinde ağır ve Anadolu’nun her köşesi muteber. Dicle’nin bir kıyısında mağaralar, diğer kıyısında yeni yaşam merkezi var. Tek teselli devletin yapıları müstakil ve bahçeli konutlar halinde yapmış olması. En azından göz zevkini bozan Toki apartmanları yok.
2 Kadın Anadoluda ruhuyla yaptığımız gezileri bir kaç yıldır Tourjuva konforuyla gerçekleştiriyoruz. Ve artık Banu ile ikimiz değil, Çok Kişi Anadoluda‘yız. Harika bir duygu…
Geldik yazımın sonuna. Ellerini arkasında kavuşturan o ciddi çocuk, büyüdü yine Hasankeyf’in hikayelerini anlatıyor. İsmi bizde kalsın. Bizi o hikayelerle buluşturanlara, tanıştıranlara, bu geziyi yine özel kılanlara gönülden teşekkür ederim. En çok da rehberimiz Ferruh Nezire Armutçuoğlu’na ve Hasankeyfli Mesut Olçay öğretmenimize.
Yollara kavuşalım, yeni yollarda buluşalım,
Armağan
Kasım 2025



Leave a Reply