Diyarbakır Hiç Böyle Gezilmedi!

768 1024 Armağan Portakal

İddia ediyorum, Diyarbakır böyle gezilmemiştir daha önce! 2 Kadın Anadoluda ruhu ve Tourjuva konforuyla unutulmaz bir rota oldu. Yıllarca Diyarbakır’ı görmeyi beklediğime fazlasıyla değdi.

Sur İlçesi’nde Neler Yapılabilir?

Uçaktan indik, şehre geldik. Sabah erken, çay içelim öyle başlarız diyoruz. Rehberimiz Ferruh Nezire Armutcuoğlu Sur ilçesine gidelim dedi. Görene kadar etkisini kestiremediğim manevi gücü olan bir ilçe burası. Binlerce yıllık tarihi ve bugünü ile kültürel bir harman. 7.500 yıl öncesinden günümüze gelen bir tarihi yaşayan SUR, Diyarbakır’ın kah hüzünlü, kah neşeli hikayelerini söyleyen, anılarını yaşatan bölge. Dünyanın sayılı büyük surlarına sahip, tarihinde sırasıyla Hurriler, Mitanniler, Hititler, Asurlar, Medler, Persler, Büyük İskender, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Selçuklu Hanedanı, Osmanlılar gibi 30’a yakın uygarlığa ev sahipliği yapmış sakin güç! Medeniyet harmanı! Dicle’nin kıyısında Hevsel Bahçeleriyle bereketin merkezi.

SUR ilçesinin eski yerleşim bölgesi tüm lokal özelliğiyle capcanlı ve sıcacık. Yenilenen kısmı ise ruhsuz, boş hatta mekanlarda ingilizce isimler ile yakışıksız. SUR ilçesine gidin, müzeyi gezin, surların üzerine çıkın. Bizim ilk durağımız olan ve ilk anda sıcacık saran capcanlı Hasanpaşa Han’da çay için, çocuklardan simit alın. Simitleri çok lezzetli!

Ulu Camiyi ziyaret edebilir avlusunda zaman geçirirken duvarlardaki sembollerin anlamlarını inceleyebilirsiniz. Her şehirde bir merkez lokantası ve bir ulu cami olur farkındaysanız. Ulu cami de o yerleşim yerinin en büyük olanı. Cuma namazlarında, bayramlarda, önemli cenazelerde sayıca fazla cemaati barındırabilecek ölçüde ve etkide. Aşağıdaki sembolleri merak ettim, internette biraz araştırınca ulaştığım bilgiyi paylaşıyorum. Sol ve sağ baştaki ‘mihrap’ sembolü başlangıçtan beri ibadethane olduğunu anlatıyor. Labirent ya da kufi yazı gibi soldan ikinci sembol yaşamın kaynağı Dicle nehrini anlatıyor. Tam ortada tarihi Diyarbakır Surları sembolize edilmiş. Yanındaki ağaç ise bolluk, bereketi anlatıyor.

Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Evi-Etnoğrafya Müzesi ve Ahmed Arif Edebiyat Müzesi yan yana binalarda. Diyarbakır’ın varlıklı bir ailesine sahip Tarancı evinin mevsimsel özelliklerini, şairin edebi karakterini anlamak için dolaşabilirsiniz. Geleneksel Diyarbakır evi nasıl olur anlayabilirsiniz. Bir avlu içinde dört tarafta yaşam odaları var. Her biri mevsimlere göre organize edilmiş. Mesela kış odası daha yukarda, panjurlu, korunaklı, içi ahşap yapılı iken yaz odası tamamen taştan, zemin katta, daha kapısında serinliğin yüzüne vurduğu bir oda.

10 Gözlü Köprü eskiden işlek bir yol iken şimdi trafiğe kapalı ve sadece yayalara açık. 11. yüzyıldan günümüze ulaşan köprüde Dicle’yi izlemek, üzerinde yürümek, bizim gibi şanslıysanız halk dansları oynayan başka gruplara katılıp, enerjinizi çoğaltabilirsiniz.

Sur üzerine çıkıp seyredin. Bir yanda Hevsel Bahçeleri, bir yanda eski şehir, diğer yanda yeni Sur (Bu bölgeyi sevdim denemez. Modern ve ruhsuz binalar, ingilizce tabelalar falan) ve müzeye uzaktan bakın. İner inmez soluğu müzede alacaksınız nasılsa. Müze kompleksi tarihi ve çok zarif binalardan oluşuyor. Yüksek ağaçların altında. Antik tarih ilginizi çekiyorsa bayılacaksınız. Göbeklitepe kadar eski buluntular, daha önce duymadığım Körtiktepe buluntuları, hatta benim gibi içinizde bir Sherlock varsa bazı figürlerde Satürn ve gezegenleri bile görebilirsiniz ya da benzetebilirsiniz diyelim.

Diyarbakır, eski dönemlerin çok dinli yaşam merkezlerinden biri. O yüzden farklı mezheplerde çok sayıda kilise var. Maalesef çeşitli sebeplerle şimdi cemaati az ya da yok olan bu kiliseler, ibadet için aktif kullanılmadığından olsa gerek o maneviyatı hissedemedim. Tabi bu kişisel bir his. Surp Giragos Ermeni Kilisesi içlerinde en etkileyici olanı. Dört Ayaklı Minare ise bugün ziyaretçilerin uğuruna inandığı şekilde ayakları arasında 7 defa tur atıldığı şehrin ikonik yapılarından biri.

Diyarbakır rotamıza derinlik katan en önemli unsur Hevsel Bahçeleri, köy ziyaretimiz ve Çayönü Antik Kent duraklarımız oldu. Instagramda birbirimizi takip ettiğimiz, doğal tarım ve geleneksel gıda ürünlerini yapan Hevsel Bahçesi markasının kurucusu Şehadet hanıma kendilerini ziyaret etmek istediğimizi yazdım. İkiletmedi ve harika bir program yaptı. Mercimek ve nohut tohumunu biz atacaktık. Tohum atma önlüklerimize kadar hazırdı. Damda sofra kurulacaktı. Ateş yanacaktı. Bunların hiçbirini yapamadık. Çünkü, çok uzun zamandır beklenen yağmur tüm bereketiyle toprağa kavuşmaya başladı. Plan değişti. Çok şahane başka bir şey oldu. Diyarbakır’ın, Dicle ilçesinin, Batur köyünün, Doğan mezrasının, Küme evlerinde ailelerine misafir ettiler bizi. Yer sofrası kuruldu. Aile toplaştı. Sıcak bazlamalar, ev yapımı tereyağlar, yumurtalar ve peynirler tabaklara kondu. Çaylar dolduruldu. Bağdaşlar kuruldu. Sohbet büyüdü, kalpler ısındı. Kendilerine tekrar gönülden teşekkürler.

Çayönü Tepesi Dünyada Tek!

Diyarbakır gezimizi unutulmaz kılan diğer rota Ergani’ye yakın  Çayönü hakkında bizzat kazı ekibinden bilgi almak oldu. Ben ki antik kentlere bayılırım, adını hiç duymadığım antik şehirlerle karşılaşıyor olmak Anadolu’nun zenginliğini hazmetmek bir tarafa her an sürprizlere hazır olmayı gerektiyor. Burası höyük denilen farklı medeniyet ve yaşam katmanlarını barındıran bir tarihi buluntu. En önemli özelliği ise kesintisiz 5.000 sene yaşamın varolduğu tespit edilmiş olması. Bu yönüyle dünyada bir ilk!  Milattan önce 12.000’den MÖ 7.000’lere kadar kesintisiz yerleşim merkezi olmuş. Bu yönüyle insanlık gelişiminin mimari gelişimini gözler önüne seren bir alan. Farklı ırklar medeniyetler değil, aynı toplumun devamlılığı tespit edilmiş. Bu mimari yapılarından, günlük eşyalarından falan belirleniyor. Bu bölgede sel ve taşkınlar çok olduğu için terkedildiği varsayılıyor. Burada ilk kazı ekipleri ve sponsorların izlerini görebilirsiniz. Müze gibi zaten müze yapma fikirleri var. Kazı başkanlarına ithaf edilen odalar, kazı ekiplerinin eşyaları sergileniyor. Hatta bir kahve fincanının içi defalarca kullanılmaktan kararmış olması, yemek peçetesinin isim yazılı mandalla kişiselleştirilmesine kadar detayları çok sevdim. Yaşamın izleri işte, etkileyici!

Çayönü Tepesi’nde tarihteki ilk nekropol alanı bulunmuş olabilir. Kafataslı Yapı denilen yerde 400den fazla bireye ait kafatası bulunmuş. Hemen önünde bir yıkama taşı gibi bir yapı var. İlk dikilitaş onun ötesinde. Kayalar zaten ortamı etkileyici hale getiriyor. Üzerine çılgın bir yağmur, yollar çamur ama hepsine değdi. 12bin senelik hatıralara her zaman ulaşılmıyor. Bir sıcak çay elimizi de içimizi de ısıtmaya yetti. Kazı başkan yardımcısı Yunus Kaptan teşekkür ediyoruz verdiğiniz bilgiler için.

Evet, bir yazımın daha sonuna geldik. Duygular kesilmez, kelimeler yetmez. Dicle ile Fırat gibi akar akar. Gerisi sizin adımlarınıza, gönlünüze kalsın! Şehri keşfetmek biraz da kendini keşfetmektir. Yollarda buluşalım,

Armağan

Kasım 2025

Leave a Reply

Your email address will not be published.