Orhan Bahtiyar ile “Ateş Kırmızısı”nı görüştük

480 480 Armağan Portakal

orhan1O’nun kitaplarını merakla bekliyorum. Ideon kitabı bizi Kazdağları’na, dünyanın merkezine sürüklemişti. Yeni çıkan “Ateş Kırmızısı” kitabını “Ayasofyanın arka sokaklarından sevgiyle” diyerek imzalamış. İçimdeki merak tohumları bir bir filizlenmeye başladı. Hele bir de arka kapakta “İstanbulun belki de en az bilinen sırrını öğrenmeye” davet etmesi…

Ben sordum, sevgili Orhan Bahtiyar yanıtladı. Buyrun iki arkadaş hasbihaline:

AP– Orhancım, seni bu konuya çeken neydi?

OB– Aslında 3. romanım Gece Tayyarede Açıkta‘dan sonra aklımda yazmak için çok başka bir hikaye vardı. Ama hocam Sunay Akın ¨Artık kendini ispatladın. Şimdi bir tık yukarı çıkmanın zamanı geldi. Ressamlarla, sanatla ilgili bir roman yazmalısın. Bu toprakların sanat ve aydınlanma tarihini öğrenmelisin.¨ deyince, resimle ve ressamlarla alakası olmayan, hatta Cin Ali bile çizemeyen ben, tüm araştırma ve ilgimi resme ve ressamlara yöneltince ortaya Ateş Kırmızısı çıktı. Tabi benim gibi tarihe ve ezoterizme meraklı birinden sadece ressamlarla ilgili bir kurgu yapmamı kimse beklemiyordu. Ben de onları yanıltmadım.

AP– Ezoterizm derken?

OB– Yani semboller bilimi. Kadim uygarlıkların hikayelerini öğrenebiliyoruz bu sembollerle. Ateş Kırmızısı’nda Ayasofya’nın simgesinden bahsediyorum. Hiç akla gelmez bir arı olacağı… Bazı rakamların insanlık boyunca taşıdığı anlamlar var mesela.

AP– Kim bu ressam? Niye Zonaru’yu yazdın? Bu arada sayende ressam Zonaro’nun varlığını öğrenmiş olduk.

IMG_5068OBFausto Zonaro İtalyan bir ressam. İstanbul’da 20 sene yaşamış. Tünel’de köhne bir odada başlayan İstanbul günleri onu sanatının gücü ve kurduğu iyi ilişkilerle saray ressamlığına kadar götürmüş. Abdülhamit ona büyük bir hayranlık ve saygı duymuş. Zonaro aynı zamanda Osmanlı haremine girebilen tek gayrimüslimdir. Abdülhamit’in kızının portresini yapmıştır haremde. Kitabın içinde sadece ressamlar yok tabi. İstanbul’un her iki yakası; Pera ve tarihi yarımadada yaşanan hayatlar, mekanlar ve olaylar var. Tulumbacılar var. Bir anlamda kitap, Zonaro’nun kayıp ¨Tulumbacılar¨ tablosunun akibetine de ışık tutuyor kurgu vasıtasıyla. Zonaro ile Tulumbacı Arap Abdullah’ın dostluk hikayesinin ardında işlenen meşhur ¨Direklerarası cinayeti¨ de romandaki kilit konulardan. Roman genel hatlarıyla Abdülhamit dönemine ve o dönemin İstanbul’unun sosyal ve kültürel hayatına da ışık tutarken, bir yandan da Abdülhamit’in tarih boyunca tartışılan ve tartışılmaya da devam edecek kişiliğinin bilinmeyen yönlerini okuyucuya yansıtıyor.

AP– Evde yazarken gergin olduğunu duyuyorum, peki cafede nasıl yazabiliyorsun?

OB– Yazmak benim için kolay birşey değil. Belli şartların oluşması lazım. Bu sebeple hızlı araştırır ama yavaş yazarım. Bir romanı ortalama iki senede yazmamdan belli oluyordur bu durum sanırım. Eğer evdeysem mutfakta çalışırım ve çalışırken gergin olurum. Yemeğimi suyumu kapının altından içeri itip giderler kimse bulaşmak istemez bana 🙂

Dışardaysam Moda’ya giderim. Orada birkaç sevdiğim mekan var. Onlardan biri senin de çok sevdiğin Mambochino Cafe. Cafelerin havası çok farklı oluyor. Orada çalışırken ne kadar gürültü olursa olsun hiç duymuyorum. Beni bu kadar motive eden ve konsantrasyonumu yüksek tutan kahve mi yoksa Moda’nın sihirli ortamı mı bilmiyorum. Ama oluyor işte. Tabi bir de müze var. Düştepe Oyun Müzesi‘nin yöneticisi olduğumdan beri genellikle oradaki odamda yazıyorum. Müze park içinde olduğundan oldukça sessiz ve keyifli. Bana hoş bir çalışma ortamı sağlıyor. Orada tarihle iç içeyim sonuçta.

IMG_5067AP– Ateş Kırmızısı dışında sürpriz var mı? Sürpriz söylenmez ama belki tüyo verirsin 🙂

OB– Şimdi sırada yeni roman var. Başlamak için sabırsızlanıyorum ama önce Ateş Kırmızısı için yapabileceğim herşeyi yaptığıma emin olmalıyım. Çünkü yeni romana başlayınca eskisi geride kalıyor benim için. Aklımda birkaç farklı hikaye var. İki tanesini Fatih‘e söyledim. Gözleri faltaşı gibi açıldı. ¨Birader nereden buluyorsun bunları Allah aşkına?¨ diye sordu:) Ne yazacağıma yine Sunay hoca ile birlikte karar vereceğim. Onun ön görülerine ve tavsiyelerine çok güveniyorum. Şimdiye kadar hiç yanılmadı.

*** *** ***

Sevgili Orhan Bahtiyar, kurumsal hayatı terk ederek yazmaya yönelen, cesur arkadaşım. Tutmayı değil bırakmayı bilenlerden. Hayatını özgürleştirenlerden. Zamanını, koşulunu kendi belirleyip, yeniliklere ulaşabilenlerden. Yolun açık olsun…

Sürprizler devam etsin hayatımızda…

Armağan

Nisan 2016

Leave a Reply

Your email address will not be published.