Gramofon Baba

1024 747 Armağan Portakal

Kapalıçarşı’ya Fesçiler kapısından girince Lütfullah sokak uzak değil. Daracık yolda, sarmaş dolaş ufak dükkanlar arasında “Gramafon Baba”. Türkiye’nin tek gramofon üreten, tamir eden insanı mıdır bilmem ama aletlerin ruhuyla arkadaş olmuş, hüznünü ve sevincini gözyaşına yazmış tek zanaatkarı mutlaka O’dur.

Neredeyse üç metrekare dükkanına merak eden herkes girmesin diye “Ziyaret süresi 5 dakika” notu asılı. Ahşap tezgahı girince sağda. Bacak bacak üzerine atarak oturuşundaki rahatlığa bakınca taburede olduğuna şaşarsın. Başının üzerinde raflarda gramafon aynaları, kutuları, duvarlarda fotoğraflar, gazetelerden kesilmiş haberler, plaklar. Sol duvarda ufacık ziyaretçi bankı.

Aralık ayında Fotoğraf Gezginleri Akademi olarak İzzet Keribar ile fotoğraf atölyesi vardı. Usta fotoğrafçı aldı bizi kapalıçarşıya gittik. Çeşitli çalışmalar yaptıktan sonra Gramofon Baba’ya götürdü. Ufacık dükkan büyülü bir atmosfer yayıyor, mıknatıs gibi hepimizi çekiyordu. Beyaz sakallı, beyaz saçlı ufak tefek bir adamı, üzerlerine desenler çizilmiş irili ufaklı gramofonlar arasında bir karede dondurmak istiyorduk. Kalabalıktık. İçeri sığmıyor, sırayla giriyorduk. Duvardaki notu gördükten sonra vazgeçmek üzereydim. Herkes çekim yapmıştı. Aralık kapıdan başımı uzatıp rica ettim. Babamdan yadigar taş plaklarım olduğunu anlatırken fotoğraflarını çektim. Basılmış olarak göndereceğime söz verip kartvizitini aldım.

IMG_0208

Aradan bir kaç hafta geçti. Fatih ile Kapalıçarşı’nın yolunu tuttuk, elimizde zarf, içinde fotoğraflarla. Mehmet Usta, taburesinde bacak bacak üstüne atmış çalışıyordu. Dükkana girdik. Sol dirseğini masaya dayadı, parmaklarında söndüğünde yeniden ve yeniden yaktığı ince sigarası. Zarfı açtı. “Benim çok fotoğrafımı çekerler, getirenler de olur. İçlerinden çok azı beni etkiler. Bunlar gibi. Bir ruh yakalamışsınız” dedi. Zarif olduğu kadar mesafeli duran bu beyefendinin sözlerine ne kadar sevindiğimi bir kenara koyuyorum. Sohbetimiz devam ederken Fatih’le karar verdik. Madem taş plaklarımız var öyleyse gramofonumuz olmalı diyerek sipariş verdik.

Mehmet Usta “Bu bir devrimdir!” dedi gramofonu almaya gittiğimizde. 19. yüzyılda icat edilen aletle ilk kez ses kayıt edildiğini ve bu sesin kalabalıklar tarafından tekrar tekrar dinlenebildiğini anlattı. Gramofonu kurmayı, iğnesini değiştirmeyi, nasıl plak koyulacağını gösterirken, ilk dinlediğimiz eser geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren büyük sanatçı Müzeyyen Senar oldu.

Ben devrim özelliğine hatıra kutusu özelliğini ekliyorum. Bugün, bizi alıp yeniden eski günlere götürmesini ise zamanda yolculuk olarak tanımlıyorum. Hayatlarımız teknolojiyle dolsa da el emeğinin ayrı bir yeri var ve her zaman koruyacak, biliyorum. Hayat hafızasını içinde barındıran saf ve bakir tek bir su damlası kadar ufak ve onun kadar eşsiz olmaya devam edeceğine inanıyorum.

Güzel hatıralarla dolu ömürlerimiz olsun…

Armağan Portakal

www.armaganportakal.com

 

İletişim için:

Gramofon Baba – Eski Saat ve Gramofon Tamiri

Bakırcılar caddesi Lütfullah Sokak No: 16 Kapalıçarşı

0 212 526 15 84

Leave a Reply

Your email address will not be published.