Auschwitz Toplama Kamplarında Dolaşmak!

Polonya’nın Krakov şehrindeyiz. Sıraya girdik, kaldırımda tur şirketinin otobüsünü bekliyoruz. Kaybolmayalım diye göğüslerimize logolu etiketler yapıştırıldı.. Neyle karşılaşacağımızı az çok tahmin ediyoruz elbette, heyecanlıyız. Bir saat sürüyor neredeyse yol. Önde şoför yanındayım. Annem yanımda. Ablam ve yeğenlerim arka koltuklarda. Vardık. İndik. Yürüdük, ağaçların altındaki o giriş kapısına doğru.

Kulaklıklarımızı aldık, rehberimiz önde, kamptan içeri girdik. ‘Arbeit macht frei’ (Çalışmak insanı özgürleştirir.) yazılı meşhur demir tak altından geçtik. Daha dışarda beklerken içim bir tuhaf olmuştu. Dolaşırken arttı.

‘İnsan’ olmayı sorguluyorum. Gel gitler kafamın içinde. Düşünceler kokuyor, kokuşuyor. Yapılan şeyi bir ‘proje’ diye adlandırarak izah edeyim. En ince ayrıntının dahi düşünüldüğünü farkediyor “vay be” diyorum. Aynı anda “hammaddesi insan” olduğu aklımı dürtüyor, kusacak gibi oluyorum. İnsanların güle oynaya, umut içinde gelişlerini sağlamak için pazarlama stratejisi bile var derken, kesilen tonlarca saçtan halı kilim ürettiklerini görüyor içimi susturuyorum. Karmakarışık bir duyguyla gezdim. “Nasıl olabilir, nasıl yaparlar bu zulmü?” diye. “İnsan, insana bunu yapar mı?” diye…

Ama yaptı!!!

Yazımın bundan sonrasında fotoğrafları bolca koyup, sizi iç sesinizle başbaşa bırakacağım.

Auschwitz, lojistik kolaylığı nedeniyle özellikle seçilmiş. Avrupa ve Asya’dan insanları trenlerle seri toplamak için.

Auschwitz, en büyük toplama kampıymış. 1940 ile 45 yılları arasında 1.100.000 kişisi yahudi olmak üzere bir buçuk milyona yakın insan kamplarda, gaz odalarında, hapishanelerde telef edilmiş.

Hayal yolculuğu yaptırılan insanlar, trenden indiği an gerçekle karşılaşmışlar. Vagonlar boşaltılıp, separasyon başlamış. Kadın-erkek, yaşlı-genç, çocuk-hamile, güçlü-zayıf gibi… Duş almaları için gönderilen sözde banyolar aslında gaz odalarıymış.

Bavullar, eşyalar, ayakkabılar, engellilerin protez bacakları ve kolları, gözlükler, taslar, tabaklar binlerce, tonlarca birikmiş. Kurbanların saçları kesilmiş. Halı, kilim dokunmuş onlarla… Bavulların üzerinde herkesin kendi adresi var. Umut yolculuğu yaptığını sansın, kalabalıkta kimsenin eşyasının kaybolmasına imkan verilmesin ve kurbanlar buna inansın diye.

İsimler, kimlikler, kökenler yok edilmiş. İnsanlar bir numaradan ibaret olmuş. Sadece numara yetmemiş, özel kodlar da yaratılmış. Politik suçlular, adi suçlular, Sovyet savaş suçluları, çingeneler, homoseksüeller, asosyallar gibi.

Çalışma kampları için giriş ve çıkışta, kolay sayılmaları için beşerli sıralar yapılmış.

Ölüm yolu burası. Karşıda, kurşuna dizilmişler. Soldaki binanın pencereleri tahta ile kapatılmış. Sesi duysunlar ama görmesinler istediler, bir algı durumu düşünmüşlerdir kesinlikle!

Bahçenin ya da kompleksin demeliyim, her yanı yüksek voltajlı dikenli tellerle çevrili. Kaçmak mümkün değil!

Yüzbinlerce insanın yakıldığı fırınlardan geriye kalan bir kaç tanesi. İnsanların ruhuna saygı için “çok sessiz olunuz” uyarısı özellikle yazılmış.

Ve sonunda adalet! Bu darağacı, kamp komutanının sonudur!

 

Birkenau Kampı

Burası Auschwitz 2 olarak da geçiyor. Nazi kampları ile ilgili filmlerden hatırladığımız tren yolu burası. İnsan yapısı bir düzen ve görkem, insanın insana şiddeti için yaratılmış. Yetmedikçe yayılmış, yeni kamplar yapılmış. Yığma tuğla binalar, esirlere yaptırılmış.

Kamplar 1979 yılında Unesco Dünya Miras listesine alınmış. İbretlik olarak dünya üzerinde duruyor. Bize ayna tutan bir yer!

Neler yaşandı, neler yaşanıyor dünya üzerinde! Bitmiyor hikayeler… Biz güzel hikayeler bırakalım geleceğe diyerek yazımı bitiriyorum.

Sevgi, saygı, barış, özgürlükle kalın…

Armağan

Mayıs 2018

Share:

Bir cevap yazın