Sisam Adasında Bir Hafta Sonu

Buluştuklarında lise çağlarına geri dönen bir sürü orta yaşlı adam ve onların eşleri, çocukları. Okuldan mezun olalı 32 sene geçmesine rağmen bir araya toplanmayı başarmışlar. Onlar “İAL 85 Mezunları” yani İzmir Atatürk Lisesi’nden 1985 yılında mezun olmuş gönlü genç dostlar grubu.

Yaz dönemi gezi yapalım dediler, isimlerimizi yazdırdık biz de Fatih ile. Gün geldi Kuşadası’nda buluştuk. Feribota doluştuk ve Samos (Sisam) adasına doğru yola koyulduk. Vardığımızda pasaporttan geçip, kiralık arabalarla otele gittik. Bu arada her yolcunun hayalidir uçakta kokpite, gemide kaptan köşküne girmek. Resimden anlaşıldığı üzere bir hayalim gerçek oldu.

Doryssa Seaside Resort, odaları, yemekleri, plajı, denizi, servisi güzel bir otel. İçinde bir meydanı ve çarşısı bile var. Otel içinde bir dünya. Kumsalın arkasındaki alçak ağaçlara bayıldım. Doğal şemsiye olarak yararlanıyorsunuz. Havlunuzu yayıyor, huzur içinde şekerleme uykusuna yatıyorsunuz.

Nektarios

Murat (Saraç) hem turizmci, hem Adalı (Bizim oralarda Kuşadalılara öyle denir), hem İAL’85li olduğu için hep birlikte kendimizi O’na emanet ettik. Bana kalırsa muhteşem bir organizasyon oldu. Bölgeyi çok iyi bildiği için keyifli bir rota yapmış. İlk akşam Nektarios isimli güzel bir tavernaya gittik. Deniz kenarındaydı. Nefis deniz ürünleri şaraplar ve uzolarla kaynaşırken, biz de pistte yerlilerle kaynaşıyorduk. Yunanca söylenen şarkıların neredeyse tamamının ezgisi tanıdıktı. Oynadık, dansettik, yerli müşteriler bize eşlik ettiler, eğlencemize zarafetle katıldılar. Yerel danslarını gösterdiler, birlikte yapmaya çalıştık, halay çektik. Sıfatları kaldırınca, hayat ne kadar basit ve zararsız değil mi?

Vourliotes

Samos’un dağlarında Urla’dan göçedenlerin kurduğu şirin bir köy. Vourla, Urla’nın eski adı. Yani sonuçta ayakkabılarımızın altında aynı topraktan var. Ufak köyün dağda olması nedeniyle manzarası, gerçekten mükemmel. Tabiatın bahşettiği ağaçlar arasından, tabiatın bahşettiği denize bakmak, nefes kesici. Evler ahşap panjurlu, saçaklı ve kiremit çatılı. saçakların köşelerinde kiremitten heykeller var. Her binada ayrı sembol olmasına rağmen, her binada aynı yerde bulunuyor. Aziz heykelleri. Ayrıca çatının  en üst köşesinde kuş heykelleri bulunuyor. Onlar da barış ve huzuru temsil ediyormuş. Murat’ın kendi sesinden aşağıdaki kısa videoda izleyebilirsiniz.

Posidonio Beach

Vourliotes’ten sonra Posidonio koyuna gittik. Geçen sene yelkenliyle gezimizde uğradığımız ve sevdiğimiz bir yerdi. Denizi çok güzel olmakla birlikte, yemekler de güzel. Tuvaletler temiz. Fazla yemeyelim, biraz atıştıralım diye oturmak iyi olmadı. Neredeyse tıka basa doyduk. Yüzmek de bütün kalorileri yakmaya yetmedi. Komşu turizmine dair belirgin özellik yemeklerin lezzetli, porsiyonların büyük, fiyatların ucuz olduğudur. Doğrudur. Üç senedir en ufak adalarına kadar pek çok yerini dolaştık. Böyle güzel yemekleri, böyle porsiyonlarda ve böyle uygun fiyatlara yiyemedik kendi ülkemizde. Bunu da Türk turizmciler düşünsün. Ben turistim sadece. Yerli ya da yabancı olmamız farketmez.

Triantafullos

İkinci ve son akşam gittiğimiz restoranı kesinlikle tavsiye ederim. Triantafullos otuz gül anlamında. Restoranın sahibinin adı. Ufak bir meydanda, temiz bir aile işletmesi. Baba, çocuklar, eşleri hepsi birlikte çalışıyor. Yemekler lezzetiyle ün salmış. Bir de sahibinin sert mizacı! Bize hazırlanan uzun iki masaya yerleştik. Mutfağa girip fotoğraf çekmeye can atmama rağmen, adamdan da tırsıyorum. Murat öncülük yaparak içeri girdi ve beni çağırdı. Triantafullos papalina pişiriyordu. Gayet sevimli, hoş sohbet bir hali vardı. Bir yandan papalinaları kızartıyor, ızgarada balıkları çeviriyor, diğer yandan ahtapotları pişiriyordu. Küçük mutfağın sol tarafında salatalar ve mezeler hazırlanıyordu. İçerde yaklaşık 20 dakika durdum. Ocağa yaklaştım, ızgaranın dibindeydim. Ve üzerime azıcık bile olsa yağ kokusu sinmedi. Bu çok sevdiğim özellikleri gönlümü fethetti. Balıklar pişince tepsiyi verdi Triantafullos ve bizimkilere servisi ben yaptım.

Yazımı buraya kadar okumuşken, hazırladığım videoma da göz atarsanız sevinirim. Hem yemekler hem de restoran hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Nasıl servis yaptığımı görmeniz de cabası…

Samos’tan ayrılmak için yeniden Pythagorion koyuna gittik. Feribot saatini beklerken ana caddesinde dolaştım. Ayvalık’a benzetmiştim geçen yıl gittiğimde. Fikrim değişmedi, burası Ayvalık gibi.

Hele bir seramik dükkanı var bayılıyorum. Cadde üzerinde denizi arkanıza alırsanız sağda kalıyor. El yapımı seramikleri vitrinde görünce anlarsınız. Sahibi kadın içerde ufak bir masada boyamalarını yapıyor. Dükkanındaki tasarımları fotoğraflamanızı istemeyecektir. Ama kendisini çalışırken çekmenize memnuniyetle müsaade ediyor. Geçen yıl zeytin desenli kaseler almıştım, hala kullanıyoruz zevkle. Giderseniz bence uğrayın. Tabelası şöyle:

Bu geziyi yapalı kaç ay geçti. Niye bekledim bu kadar bilmiyorum. Sonbahar enerjisiyle dolduğumuz şu günlerde, daha tazeliğini koruyan bir temmuz yazısı iyi gelir. Ve hala tazeliğini koruyan bu lise arkadaşlıkları gibi yazılar da zamansızdır…

Nefis bir geziydi. Aslında gezi diyerek sınırlı ve yüzeysel bir anlam yüklemek istemiyorum. Neredeyse 40 yıl önce kurulmuş dostlukların hala canlı olduğuna şahit olmak insanın içini ısıtıyor. Erkekler neyse de biz kadınların anlaşmasının keyfi tarif edilemez. Onlar 40 yılı devirerek geldilerse, biz de “İAL’85 Ladies” olarak kırk yıla uzanacağız.

İsim ayırmıyorum, emeği geçen herkese gönülden teşekkürler, Seneye tekrarlayalım ona göre…

Sevgiyle, dostlukla kalın…

Armağan

Temmuz 2017

Share:

Bir Cevap Yazın